Pergamon Parchment
Atatürk Bulvarı No : 54

35700 Bergama - Izmir
TURKEY
0 232 632 00 44

 

 

Parşömen' e Yolculuk

 

ÖNSÖZ

Bergama deyince öncelikle parşömen denilen yazı malzemesi, rulo şeklinde kitap ve kitapların mekanı kütüphane akla gelir. Bergama kağıdı deyince parşömen, ilkçağ kitaplığı denilince Bergama Kütüphanesi çağrışım yapar.

Kağıdın, yazının, kitabın diyarıdır Bergama. Tarih çağları yazılı dönemle başlar. Bergama, tarihin başladığı ülkelerden biridir. Bu yüzden Bergama’da yazılı evrak, basılı eser ve kitap kutsallığın simgesidir. Bergama sokaklarında yazılı bir kağıt bulunsa saklanır, en azından korunsun diye bir ağaç kovuğuna sokulur. Bergama’da söz egemendir ama, söze bilgelik katanlar kağıda aktararak erdem saçmışlardır.

Çünkü söz hitabet gerektirir; hatip, söze yazı ile dizgin vurur; söz uçar, gök kubbede baki kalan yazıya düşen kelamdır. Söz, dizginlenmezse dile yaradır; söz yazıya dönüşürse yaraya merhemdir. Bergama, bilim merkezi geçmişini yazıya verdiği önem, kitaba verdiği değer ve binlerce ciltten oluşan kütüphanesine borçludur. Yaz ey ölümlü insan ki eserlerin yaşasın.! Oku ey adem oğlu ki bu alemde esamen okunsun, adın, şanın yürüsün.

En gerçekçi yol gösterici bilim diyarı Bergama’da yazılı kültürü algıla, Topladıklarını gelecek için parşömene salgıla..

Macit Gönlügür Bergama-2007

 

SUNUŞ

Bergama Kralı II. Eumenes, krallığının başkentinde bir kütüphane kurmak istiyordu. Fakat Mısır Firavunu Epiphane (M.Ö. 205-181) İskenderiye Kütüphanesine rakip istemediği için papirüs ihracını yasakladı. Bergamalılar papirüs yerine kullanılabilecek parşömen yapım metodunu M.Ö. 190'da geliştirdiler ve söz konusu kütüphane keçi derisine yazılmış kitaplarla kuruldu. Parşömen yapım tekniğinin geliştirilmesi ile en değerli kitaplar bu tür kağıtlar üzerine yazıldı. Parşömen, elde edilişi bakımından pahalıya mal oluyordu, ama son derece kullanışlı ve uzun ömürlüydü. Parşömen, başlangıçta kirli sarı renkteydi.

Çünkü o yıllarda henüz beyazlatma işlemi bilinmiyordu. Ancak çok kıymetli el yazmalarında altın ve gümüş harflerle yazılan yazının daha güzel görünmesi için eflatuni kırmızı renge boyanırdı. Parşömen üzerine en eski el yazmaları M.Ö. III. yüzyıla kadar gitmektedir. VII. yüzyılın sonundan itibaren parşömen her yerde papirüsün yerini almıştır. V. yüzyıldan XV. yüzyıla kadar hemen hemen bütün el yazması eserler parşömen üzerine yazıldı.

Bu şekilde artan talep, parşömen üretimi konusunda önemli bir sanayinin gelişmesine sebep oldu. Bu sanayide çalışan işçilere “pergaminari” denilmekteydi. Artan tüketim, üretimi yetersiz hale getirdi ve tabii ki fiyatlar yükseldi. Bu durumda ekonomik davranılıyor ve daha az önemli ya da tarihi değeri daha az olan belgeler, silinmek suretiyle veya önceki yazılar yıkanılarak, yeniden kullanılıyordu. Parşömenin esası olan, hayvan derisinin normal işlenme metodu şöyledir:Derinin tüyleri kırkılır; kıl dipleri alınır; kazınır, parlatılır, kireçle muamele edilir; gerilir ve kurutulur. Bazen sünger taşı ile ovulur. Tüyleri kesilen deri kireçlendikten sonra yarım silindirik bir ağaç üzerine serilerek bıçakla kazınabilir. Bol su ile yıkanır. Bu şekilde temizlenen deri bir tahta üzerine gerilerek tebeşir tozu serpilir ve yukarıda söz edildiği gibi gayet düzgün bir sünger taşı ile ovalanır. Bu işlemler sırasında derinin yüzeyinin çizilmemesine dikkat edilir. Bu şekilde hazırlanan deri, bir çerçeveye gerilerek kurutulur. Böylece imal edilen parşömenin, üretim metotları zamanla daha da gelişmiştir. Parşömen en çok genç dana, koyun ve keçi derisinden yapılırdı. Kuzu derisi daha beyaz ve daha ince olduğundan tercih edilirdi. Bütün bu deriler, parşömen yapılmadan önce her türlü yağdan temizlenirdi.

Ortaçağda parşömenin hazırlanması ve kullanılması zaman ve yer bakımından çok değişiklik göstermektedir. X. yüzyıla kadar el yazmalarında kullanılan parşömen, genellikle yüksek parlaklıkta, çok ince ve beyazdı. Daha sonra kalite bozularak, ekseriya sert, kalın, yağı iyi alınmamış ve şeffaf özellikler gösteren parşömenin kullanıldığı görülmektedir. Sonra kağıt kullanılmaya başlandı ve parşömenin yerini aldı ve matbaanın keşfi hat sanatını (kısmen) öldürdü. Parşömene yazılan kıymetli kitaplar az veya çok sayıda dört yapraklı formalardan meydana gelirdi.

Bugün parşömenin kullanılışı oldukça azalmakla beraber, çok uzun ömürlü olup, resim yapmaya ve yazı yazmaya çok uygun olduğundan bazı lüks kitaplar ve önemli vesikalar için kullanıldığı görülmektedir.

Nezih ÖZTÜRE

 

GİRİŞ

BERGAMA KAĞIDI

Gürbüz BAĞANA     

Çocukluğumdaki en büyük eğlencem sinemaya gitmekti. O dönemlerde tarihi filmler çok modaydı ve bu moda bana da fazlasıyla hitap ediyordu. Ben-Hur, Kara Şövalye, Samson ve Dalila gibi filmleri ya kendi koltuğuma ya da önümde oturan şanssız sinemaseverin koltuğuna, sımsıkı yapışarak, büyük bir merak ve kahramanın yerine kendimi koyarak, heyecanla izliyordum. Bu filmlerin neredeyse tümünde ortak bir sahne vardı. At üzerinde, şehrin en işlek caddelerinden birine giren Romalı asker, kemerinden çıkardığı, deri, kağıt karışımı ruloyu açarak okuyordu. Genellikle Roma'nın emirlerinin yazılı olduğu bu rulonun ne olduğunu ben o yaşlardayken biliyordum.Çünkü yerel kültürün çok önemsendiği ve çok zengin olduğu Bergama'da doğmuşum.Bu gösterişli kağıdın adı "Parşömen"di. Altıncı sınıftan itibaren de Fransızca dersleri almaya başlayınca bu sözcüğün etimolojisini de sökmüştüm. Par ve Chemin sözcüklerinden oluşan bu bileşik sözcük "Yolda Kullanılan" anlamına geliyordu.

Daha sonraları parşömenin Fransızca bir sözcük olmayıp, Latince "Membrana Pergamena" yani "Bergama Derisi'' sözcüğünden türediğini öğrenince bayağı keyiflendim. Doğduğu toprakların adıyla ünlenmişti parşömen. "Önce söz vardı''ama söz o günkü teknolojiyle pek ileriye gidemiyordu. Söyleyen bile aynı sözleri tekrarlamak istediğinde ya içinden bir şey çıkarıyor veya içine bir şeyler ekliyordu.Yani söz, değişmeden yakın mesafelere bile, doğru olarak gidemiyordu. Sözlü iletişimin yetersizliği insanları arayışa yöneltti. Dumanla, resimlerle iletişimi geliştirmeye çabaladılar. Ardından eşyaları birbirlerine göndererek, duygu ve düşüncelerini aktarmaya çalıştılar. Zamanımızda da birbirimize gönderdiğimiz çiçeklerin renklerine, cinslerine göre, farklı anlamları yok mu?

Zamanla resimler daha basit resimlere, basitleştirilmiş resimler de harf denilen simgesel şekillere dönüşünce yazının ilk temelleri atılmış oldu. Artık sözler yerini sonsuzluğa kadar ve değişmeden, bizi aktaran veya dış dünyayı bize anlatan yazıya bırakıyordu. M.Ö 3000 yıllarında Sümerlerin çivi yazıları ilk yazı örnekleridir. Mısırlıların, ülkelerini ele geçirdikleri için "Hiksos" yani istilacı dedikleri Sami kavmi, 25 resim kullanmalarına karşın alfabeleri olmayan Mısırlılara 21 harflik kendi alfabelerini öğrettiler. Bu alfabeyi Mısırdan Yunanistan'a taşıyan Fenikeliler, oradan da Roma'ya geçmesini sağladılar.

Bu sayede Latin alfabesinin temelleri atılmış oldu. Sina yarımadasından da Asya'nın en üstüne, Tibet'e ve Asya'nın en ucuna, Kore'ye kadar uzanan bu yolculuk tam 4 bin yıl sürdü. Yazının 4-5 bin yıllık serüveni böyle ama bu yazı nereye ve neyle yazılıyor? Mısırlılar ve Hititler resme benzeyen hiyerogliflerini, taş, ağaç kabuğu, palmiye yaprağı, çanak çömlek üzerine, sivriltilmiş çakmak taşı, metal keskiler veya hayvan kemikleriyle çizerlermiş. Asurlar, Babiller ve Persler ise uçlarını sivrilttikleri çubuklarlarla resimler çiziyorlardı. Sonraları kil üzerine resim yapma zorluğu, nokta ve çizgilerden oluşan ve çiviye benzeyen harflerden oluşan yeni bir alfabeyi kullanmaya başladılar. Bilinen ilk yazı örnekleri olan bu çivi yazılan, kil üzerine yazılıp sonra fırınlanınca, günümüze kadar ulaştı.

Kil tabletlerin üzerine yazılıp pişirilen bu en eski yazıdan 600 yıl sonra yani M.Ö 2400 yıllarında "Saz çubuklar soyulduktan sonra, uzunlamasına ince şeritler halinde kesilerek, iyice dövülüp, ezilerek birbirine dik, iki kat olarak dizilip, kurutulup, beyaz yüzeyi taşla, yumuşak hale getirilerek "Papirüs" elde edildi". Bu yeni yazı aracının yazılması, taşınması, saklanması ve en önemlisi de üst üste konulup kitap haline getirilmesindeki kolaylıklar nedeniyle diğer yazı araçlarının yerini aldı. O çağda, büyük miktarda papirüs kağıdı, Suriye'nin Biblos limanından, gemilerle ihraç edilmekteydi. Kitap sözcüğünün Yunanca karşılığı olan "Biblos"un bu limanın adından geldiği sanılmaktadır. İngilizce "Paper", Fransızca "Papier" yani kağıt sözcüklerinin de papirüsten türediği sanılmaktadır. Romalılar ise, ahşap levhaların üzerini balmumuyla kaplayıp, bu levhaların alt ve üst uçlarındaki birer delikten kurdele geçirerek ilginç bir defter kullanıyorlardı. Bir ucu sivri, diğer ucu küre şeklindeki kalemleriyle balmumunun üzerine yazılarını yazıyorlardı. İşleri bitince de, kalemin küresel ucuyla, yazdıklarını siliyorlardı. Ama ısıya dayanıksız bu yazı malzemesi, kitap olarak kullanılamıyor, ancak karalama defteri olarak kullanılabiliyordu.

Çivi yazılarının, hiyerogliflerin ve piktografik yazıların gelişimi; biçimlenmiş, düzenlenmiş belgelerin çoğalmasına ve ilk kitaplıkların açılmasına yol açtı. Bu konudaki ilk belge Mısır (Gize) kralı Sepseskaf’in (M.Ö 2720-1961) "Kitaplar Evinin Efendisi" adlı yazılı belgedir. M.Ö 2. binde Sümerlerin ve Asurların kitaplıkları, Anadolu'yu süslüyordu. M.Ö 3. yüzyılda, Ptolemaios hanedanının kurduğu kitaplık, 800.000 ciltlik kitapları ile o güne kadar, bilinen en muhteşem kitaplıktı. Papirüs kağıdından ve bu kitaplıkta çoğaltılan kitapların satışından elde edilen para ve prestij, Pitolemaios’ların kar ve gurur kaynağıydı. Aynı yıllarda M.Ö. 283 de, "Kaikos" ta (Bakırçay) bir şehir devleti, Büyük İskender’in komutanlarından Lysimachos'un kale komutanı "Philetairos" tarafından kurulmaktaydı.

Büyük İskender'in ölümünden sonra, Makedonya hazinesine ait 9 bin talent, Lysimachos'un, "Kurypedion"da yani Manisa yakınlarında, LSeleukos Nikator'a yenilerek öldürülmesi üzerine Philetairos'un elinde kalıyor. Bu çok büyük hazine "Pergamos" devletinin kuruluşunda çok işe yaradı. Çocuklukta geçirdiği kaza sonucu kısır kalan Philetairos, kardeşi Eumenes'i, Lysimachos adına yönettiği "Amastris" yani bugünkü Amasra şehrinden Bergama'ya çağırıyor. İki kardeş, ellerindeki hazineyi, topraklarını genişletmek ve Bergama’yı, Atina gibi bir kültür şehri yapmak için uğraşıyorlar. Philetairos'un ölümünden sonra, evlat edindiği ve kardeşi Eumenes'in oğlu Eumenes sanıyla tahta çıkıyor. Hüküm sürdüğü 22 yıl boyunca, sınırlarını genişleterek Bergama şehir devletini Bergama Krallığı'na dönüştürüyor.

Ölümünden sonra kuzeninin oğlu I. Attalos adıyla tahta çıkıyor. İyi bir asker, iyi bir diplomat olan, aynı zamanda bilginlerin ve sanatçıların koruyucusu ve dostu olan yeni kral, Akropol'de bir sunak kuruyor. Athena adına kurulan bu sunağın yanına da bir sanat galerisi ve ona bitişik bir kitaplık yaptırıyor. Satın aldığı Aegina adasındaki sanat eserlerini ki bunların arasında "Onates'in, bronzdan yapılmış dev bir Apollon heykeli", "Theron'un bir heykeli", "Silanion'un, ünlü şair Sappho'nun heykeli" de vardır. Kitaplığın okuma odasında ise (şimdi Berlin'deki Bergama Müzesi'nde bulunan) Athena heykeli bulunmakta idi. Bu heykelin yüksekliğinin 3.5 metre, kaidesinin de en az 1 metre olduğu düşünülürse salonun yüksekliğinin 6 metre civarında olduğu ortaya çıkar. Üzeri ahşap bir çatıyla kaplanan bu salonun eni 13.53 metre, boyu ise 15.95 metredir. Yerden 2.20 metre yüksekliğindeki delikler, ahşap kitap raflarının tutturulduğu dübel delikleridir. Doğu, Kuzey ve Batı yönlerinde, ana duvar boyunca uzanan bu raflar, ana duvardan 50 cm. içerideki bir duvarın üzerine oturuyordu. Bunun nedeni de kitapların nemden korunmasını sağlamaktır. Kitaplıktaki yazılı eser sayısı 200.000 cildi aşınca, Pitolemaios'lar "yeter artık" diyorlar ve tarihin ilk kağıt ambargosunu Bergama'ya uyguluyorlar.

Romalı yazar Varro’nun yazdığına göre; I. Attalos'un ölümünden sonra tahta geçen, oğlu I. Eumenes'in karşılaştığı bu ambargo, onu yeni bir yazı malzemesini araştırmaya yöneltti. Babası I.Attalos döneminde de Bergama kitaplığı yöneticisi olan ve Eumenes'in sarayında yaşayan, Mallos’lu (Kilikya'da bir şehir) bilgin Krates yeni bir kağıdı kralına sunmakta gecikmiyor. M.Ö 200 yıllarında doğan Krates yalnız kitaplık yöneticisi değil ayni zamanda Bergama Gramer okulu'nun başkanı, Roma'ya giden bir Bergama kurulunun siyasetçi üyesi, Homeros'un şiirlerinin yorumcusu ve ilk olarak yer küre yapan bir antik çağ bilgini idi. Bu nedenlerle Krates için kağıt en önemli malzemeydi. Bulduğu bu kağıda Romalılar "Membrana Pergamena" yani Bergama derisi adını verdiler; çünkü bu yazı aracı keçi derilerinden yapılıyordu. Tabaklanmamış, yaş, keçi, koyun veya buzağı derileri, yumuşaması için önce suda bekletiliyordu. Sonra, çok keskin bir bıçakla, derinin iç yüzündeki et ve yağlar temizlenip bu sefer küllü suya yatırılıyordu. Daha sonra derinin dış yüzündeki, gevşeyen kıllar bıçakla soyulup, tebeşirle ovuluyordu.

En sonunda da derinin her iki yüzü de sünger taşıyla, yani ponzayla parlatılarak, sarımtırak renkli parşömen elde ediliyordu. Parşömenin dikdörtgen hale gelmesi için kenarları kesilip inceltiliyor ve bunlar tam ortasından katlanarak, iki yapraklık, yani dört sayfalık kitap formaları elde ediliyordu. Kodeks, yani her iki yüzü de yazılabilen bu kağıt önceleri sarı renkte iken, Romalılarca, sarı ve çok özel yazılarda kullandıklarıysa kırmızı renkte olduğu bilinmektedir. Elimizdeki en eski, yazılı parşömen II.Thierry'nin krallık beratıdır. Deriye iyice sinen, yayılmayan ve uzun süre dayanan yeni bir mürekkebin içine batırılan ve adına "Kalamos" denilen yeni bir kalemle yazılıyordu parşömen. Bu mürekkep mazı kozası, demir sülfat ve reçineden yapılmaktaydı.

İşte mürekkep yapımını anlatan eski bir reçete: "Mazıları bir Ren şarabının içine atarak, güneşe ya da sıcak bir yere bırakınız. Elde edilecek sarı suyu bir bezden süzdükten sonra, mazıları da ezerek bu suyu başka bir şişeye aktarınız. İçerisine demir sülfat karıştırınız. Bir kaşıkla sık sık karıştırınız, güzel bir mürekkep elde etmiş olursunuz. Mazıların yeterince ve Ren şarabının da mazıların içinde kaybolacak miktarda olması gerekir. İstediğiniz ölçüyü tutturabilmek için demir sülfatı azar azar koyunuz. Mürekkebi, kaleminizle, kağıdın üzerinde deneyiniz. İstediğiniz siyahlıkta değilse, koyultmak için reçine tozu katınız, sonra da dilediğinizi yazınız." Papirüse konulan ambargo sayesinde bulunan parşömen, Bergama Kitaplığını geliştirmekle kalmadı, bu kitaplardan yararlanmak isteyen bilginlerin Bergama'ya gelmesini sağladı.

M.Ö. I. yüzyılda Bergama Krallığı bir kültür ve sanat krallığı oldu. Artık bütün dünyanın gözü Bergama'daydı. M.Ö. 47'de çıkan yangınla yok olan İskenderiye Kitaplığının birinciliğini Bergama Kitaplığı almıştı. Ama ne yazık ki Roma Triomviri Antonius Mısır Kraliçesi Kleopatra'ya olan aşkını ispatlamak için M.Ö. 41 yılında, bu kitaplığı Mısır'a taşıttı. Gerçi M.S.124 yılında Hadrianus Bergama'yı ziyaret edince, soylu bayan Flavia Melitine tarafından yeni bir kitaplık yaptırılıyor. Asklepion’daki bu kitaplık 16,5 metre eninde ve 18,5 metre derinliğinde idi. İmparator Hadrianus'un "Kahraman Çıplaklığı" içindeki heykelinin bulunduğu bu kitaplıkta, kitaplar, büyük bir olasılıkla ahşap kapaklı ve ahşap raflı nişlerde saklanıyordu. Hem Asklepiadlar için tıp kitapları, hem de hastalar ve ziyaretçilerinin ilgisini çekecek konuları işleyen kitaplar, tabanı ve duvarları renkli mermerlerle kaplı salonda okurlarıyla buluşuyordu.

Çinlilerin bulduğu, bugün kullandığımız kağıt, M.S. VIII. Yüzyılda Araplar tarafından Avrupa'ya getirilince ve İbni Fazıl ilk kağıt fabrikasını kurdu. Böylece parşömenin egemenliği sona erdi.  

             

"SON PARŞOMEN" kitabından edinmek için aşağıdaki talep formunu doldurunuz. İletişim bilgilerinizin doğru yazıldığını kontrol ediniz.